Ölüm Kalım

@cosmoillustrator

2017-2020 arası yaşadığım, işsizlik ve ağır bunalım üzerine yazmak istiyorum. Artık bu dönem benim için tamamen kapandı, geride hikayeler ve anılar kaldı. Bunları dünyayla paylaşmanın hiçbir sakıncası yok artık… Varsa da umursamıyorum.

İşsizlik ve mutsuzluk psikolojisinin benim için en zorlayıcı noktası, o güne kadar emek verdiğin ve elde ettiğin bütün tecrübelerin, niteliklerin, bilgilerin ve becerilerin dahi yok sayıldığını, kayda değer bulunmadığını, güvensizlik hislerini geçirmediğini görmek ve hissetmekti…

Belki de bunlar benim kendime dair ağır hayal kırıklıklarım ve hislerimdi. Ne de olsa işsizlik bunalımı yaşayan gençlere karşı çok sert önyargılara sahiptim. Ben ne istediğimi biliyordum, onlar bilmiyordu, çünkü “kusurluydular”. Hep istediğim şeyi bildiğim ve yaptığım için ben bunalım yaşamazdım, yaşayamazdım ama bu “loser” gençler yaşayabilirdi… İşsizlik, ilişkiler, kendilik duygusu ve her şeye dair en uzun süreli ve derin bunalımları benim yaşayacağımı nerden bilebilirdim…

Mezuniyet sonrası depresyonda ve işsiz olmak, gündelik ilişkilerimi derinden etkileyen bir şey oldu. Israrla dişli ve mücadeleci olmaya, o güne kadar edinmiş olduğum tüm savaş ve güç becerilerini kullanarak, hiçbir sorun yokmuş gibi devam etmeye çalışıyordum. Bir yandan da politizeydim, zaten dönem de buna müsaitti. Sabahtan akşama kadar politik konuların arkasına sığınıyor, depresyonumu bunların çözmesini bekliyordum. Aslında bu da dik, onurlu ve ayakta durmamın bir yöntemiydi. Ancak yavaş yavaş aklınızı, ruhunuzu, benliğinizi ve canınızı kaybettiğiniz bir durumda, politik paylaşımlar sizi hangi noktaya kadar idare edecek ?

Topluma karşı nefret ve intikam duygularıyla dolu olduğumu yazmıştım. Yeni mezun, gencecik bir kadındım. Herkesten ve her şeyden intikam almak istiyordum: Bana yalan söyleyen, kapalı, kompleksli ve kötücül tüm insanlardan, dönemin tüm yetişkinlerinden…

Akranlarıma karşı nefretim daha hafif olsa da, hayal kırıklığım muazzam boyutlardaydı: benim onlara verdiğim aynı canlılıkla beni akıllarında tutamayan, hep mükemmel, pozitif ve eğlenceli olmamı bekleyen, düştüğüm an beni kaldırmak yerine beni daha da dibe batmak üzere tekmeleyen ve ağır yargılar saçan akranlarım…

Türkiye’deki ağır psikolojik ve sosyal koşulların altında tükenen bir kız çocuğu olarak, okul kurumuyla işim bittiği ve hayata adım attığım an, tüm bunların intikamını almak istemiştim. Tüm çalkantıların ve fırlamalıkların altında, eğitime inanılmaz derecede önem veren ve diploma almak zorunda olduğunu bilen bir genç kız yatıyordu. Eğitim hayatım bitene kadar gerçek anlamda kontrolü elimden bırakmamın imkanı yoktu. Sadece kontrolü elden bırakmanın yanılsamalarıyla eğleniyordum.

Çalışmak istemiyordum çünkü iş yerimde sürekli aşağılanacağımı, yargılanacağımı, objeleştirileceğimi ve tüm bunların bende, küçüklüğümden beri nefret ettiğim bir zehirli utanç duygusuna yol açacağını varsayıyordum. Ne pahasına olursa olsun çalışmaktan kaçmalıydım. Evimden çıkmak istemiyordum; sokağa bakımsız çıkıyor, hiç kimsenin sosyal beklentisini karşılamak zorunda olmadığımı düşünüyordum. Garip bir şekilde bir yandan da toparlanmaya, güzel giyinmeye, güzel mekanlara gitmeye ve iyi yaşamaya çalışıyordum. Erkeklerle kendimi hiç korumadan gezip tozup, bir erkeğin kendine dair korkuları yüzünden eve kapatılmış ve baskılanmış olmanın intikamını almaya çalışıyordum. 

Hayatımda, benliğimde ve ruhumda o kadar büyük bir yarılma vardı ki; sanki iki kişi, iki ruh, iki beden aynı anda zıt şeyleri yaşıyor gibiydi. Biri BEN, gerçek benliğim, diğeri ise toplumun olmamı istediği kişi, yani benim toplumun olmamı istediği kişi üzerine yaptığım varsayım. 

Eğer annem olmasaydı, bugün hayatta olabileceğimi ya da tekrar ”İdil” olabileceğimi düşünmüyorum. Diğer genç yetişkinler bu gibi durumlarla nasıl başa çıkıyorlar ve nasıl atlatıyorlar acaba ? Ne yazık ki atlatamayan ve artık aramızda olmayan da pek çok genç var. Arada bazen içimde o döneme dair hisler kabarıyor. Nefes alıp zamana bırakıyorum; o zamanlar neredeyse alıp bir daha veremeyecek olduğum o nefesi…

Published by naiadasdanceblog

Istanbul street cat, lover of spicy foods and fusion cuisine, major bookworm, belly dancer, social science nerd.

Leave a comment

Design a site like this with WordPress.com
Get started