Diller. Dillerimiz.

Dil deneyimi. İsmine neden dil demişler bilmiyorum, çünkü bence bütün bedenle yaşanan bir olay.

Yüksek eğitimi bitirene kadar mükemmel dil konuştum, tıpkı çocukken anneanneme söz verdiğim gibi…

Ancak mezun olduğumda, artık serbest olmak istediğimi, sonunda hayatımda ilk kez özgür olabileceğimi fark ettim. Beni denetleyen bir otorite yoktu, ailemize layık olacak şekilde yüksek eğitimi de tamamlamıştım. Artık hayata karışıp her türlü hatayı yapabilirdim!

Üstelik Master’ımda, akademik olarak dilimin o kadar sıkıştırıldığını fark etmiştim ki, gerçekten konuşurken bunalıyordum. Babam bile, “Kızım yazdığın İngilizce o kadar ağdalı ki, bana çok bir şey ifade etmiyor.” diyordu. Yazdığımı babam bile okuyamıyorsa, o dilde o biçimde paylaşım yapmanın ne anlamı var?

Düşünceler-dil-beden, bu üçü arasında çok sıkı fıkı bir ilişki var. Genelde okulda sadece dil kısmına odaklanıyoruz. Okul, düşünceye ve bedene tamamen tahakküm kurmaya odaklandığı için, bu ikisi müfredatta yer almaz, öğrenci bu kavramlarla baş başa bırakılamaz.

Bu konuda yazacağım daha çok şey var. Türkçe yazmayı da özledim; her şey ağırlaşıp ağdalaşmadan önce, kendi kendime konuştuğum o büyülü dilde oyunlar oynamayı özledim…

Published by naiadasdanceblog

Istanbul street cat, lover of spicy foods and fusion cuisine, major bookworm, belly dancer, social science nerd.

Leave a comment

Design a site like this with WordPress.com
Get started