Bir kere kendinden koptuktan sonra, yeniden kendini bulmak ne kadar da zormuş… Hep bir eksikliğim, bir tuhaflığım, bir “kabul edilemezliğim” olduğunu hissederek büyüdüm… Sonunda bu hisler, benliğimin katili oldular: gidip kendimi en normal (olduklarını düşündüğüm) kişilere kurban ettim. Böylece her şeyden ve herkesten uzakta, rahatsızlık ve kaygı verici ihtimalleri silerek, herkes gibi yaşamaya çalıştım. Ancak kelimenin tam anlamıyla, her şeyi elime yüzüme bulaştırdım; benliğimle birlikte tüm hayatım da bilinmezliğe doğru yol aldı. Denizlerin dibindeki hazineler gibi bir batış da değildi bu, anlamsızca ellerimi tutundukları kayalardan kurtarıp, uçurumdan aşağı gösterişli olabilecekken gösterişsizce intihar etmek gibiydi. Yaşamak için çıldırırken, yaşamak için deli olurken, her insanı öpücüklere boğabilecek kadar çok güzelliği simalarında görebilirken… En zor kısmı da bu inanılamazlığı, bu gerçekdışılığı olmuştu, kendimden kopuşumun. Hayata yeniden kendim olarak tutunmaya çalışıyorum desem… bu kadar düşkün bir şekilde kopacak bir insan zaten değildim ki !? Belki de o eli o kaygan, girdili çıktılı ve yer yer yosunlu kayalıklardan asla bırakmadığımı, her zaman direndiğimi büyük bir gururla dünyaya hissettirmenin vakti gelmiştir de geçiyordur.

Kesinlikle, dünyanın senin gibi sıradışı insanlara ihtiyacı var.
LikeLike