Gerçek

Buluğ çağında toplumla yaptığım kara anlaşma: Kabul görmek için kendimi “normal” olan birine kurban edecektim. Böylece, sıradan biri olacaktım ve tüm çilelerim son bulacaktı. Terapi sadece bu süreci kolaylaştırması için seçtiğim bir araçtı. Ve bu görevi layıkıyla yerine getirdi…

27 yaşına geldiğimde, ruhumdan geriye pek bir şey kalmamıştı. Hayatımda ilk kez, problemli alandan sağlıklı alana geçmek için, kestirme bir yolum yoktu. Pespaye bir pop kültür imgesi kullanarak, Samara’nın kuyusuna düşmüştüm diyeceğim.

Artık büyüdüm, tam anlamıyla bir yetişkin oldum. Geriye dönüp baktığımda, kendi hayatımın gerçekliği beni korkutuyor. Bu kadar ağır yaşanmışlıklar… Bir gün kurban edileceğimi biliyordum ve kaçabileceğim kadar kaçtım. Ancak, beni kurban edecek kişinin yine kendi ellerimle ve kendi irademle ben olacağım, hiç aklıma gelmemişti. Bunu ergenlik çağında hiç bilinçli olarak kabul edememiştim, kendime dair bu gerçeklik hiç su yüzüne çıkmamıştı. 30 yaşından sonra, hayretler içinde görebiliyorum bunu…

Beni bu kadar “farklı” yapan neydi, ya da neden farklıydım bunu da bilmiyorum… Kökenlerim mi, yoksa çok yalnız ve terk edilmiş bir çocuk olmam mı, kendi etrafımda tamamen kendi anlam dünyamdan bir koza örmem mi… Bunların hangisiydi bilmiyorum. Hayatta kendime yaptığım şey için çok üzgünüm. Gerçek bir üzüntü bu, show için, fantazi için ya da ”kişisel gelişim” için olan üzüntülerden değil…

Yurtdışına utanarak gitmiştim, çünkü kendi ülkemde bir uyumsuzdum. Anlaşılmaz ve tuhaf biriydim. Beni tipik bir Türk olarak görmelerini istemiştim. “Normların dışında” bir insan olduğumu hissetmelerini istememiştim. Gittiğim ülkede olduğum gibi çok sevildiğimi, bunların hiçbir önemi olmadığını anladığımdaysa, utancım büyük ölçüde iyileşmişti. Yerini kendi ülkeme karşı büyük bir nefret ve intikam duyguları almıştı. Başarılıyken başarısız muamelesi yapan ülkem. Yetenekliyken yeteneksiz muamelesi yapan ülkem. Güzelken çirkin muamelesi yapan ülkem. Vicdanımı, şefkatimi ve insanlığımı öldüren ülkem…

Hayatta olmak, bazen çok zor bir his… Kendimi tekrar bulabildim, yıllar sonra… Ama hayatımı zor kılan tam da bu histi: kendim olmamdı. Hayatın neresinde, nasıl duracağımı bir türlü bilemediğim, yapılara bir türlü uyum sağlayamadığım, mecbur kendi labirentlerimi dünyaya kazımam gereken bir var oluş…

Published by naiadasdanceblog

Istanbul street cat, lover of spicy foods and fusion cuisine, major bookworm, belly dancer, social science nerd.

Leave a comment

Design a site like this with WordPress.com
Get started